antalya sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
antalya sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
29 Haziran 2018 Cuma
4 Temmuz 2018 Çarşamba
Kurşunlu Şelalesi, Antalya
Antalya'da en çok bilinen üç şelale var. Manavgat Şelalesi, Düden Şelalesi ve Kurşunlu Şelalesi.
Daha önceki Antalya yazılarımda Manavgat Şelalesinde yaşadığımız hayal kırıklığından bahsetmiştim. Kurşunlu Şelalesi ise tüm bunları unutturacak türden. Vaktiniz varsa hepsini görmek isteyebilirsiniz elbette; ama bizim ancak bir tanesine gidecek zamanımız var diyorsanız ben tercihiniz kesinlikle Kurşunlu Şelalesi olsun derim.
Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı Antalya- Isparta Kara yolu Aksu sınırları içerisinde yer alıyor. Toplu taşıma da mevcut. Özel aracınızla geldiğinizde tabiat parkı girişinin hemen karşısındaki otoparka aracınızı ücretsiz park edebilirsiniz.
Burası oldukça büyük bir alan. İçinde çocuk parkında piknik alanlarına kadar çok farklı bölgeler var. Tüm bunlara 6 TL giriş ücreti ödeyerek erişebiliyorsunuz. Oyuncakları ahşap, zemini kum çok güzel bir parkı var.
Girdiğinizde evet Manavgat'taki gibi restoranlar, satıcılar olması ilk etapta rahatsız edici olabiliyor. Ancak Kurşunlu Şelalesi Manavgat'tan farklı olarak çok büyük bir alana yayıldığı için o 'çığırtkan' kalabalığını es geçip yürümeye başladığınızda bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz.
Şöyle bir dünya...
Kurşunlu Şelalesi tabiat parkı birbirine bağlı 7 minik şelale ve bunların göletlerinden oluşuyor.
Park 33 hektarlık bir alana yayılmış, ve 2 km civarı yürüyüş parkuru var.
Bol engebeli bir yürüyüşe, bolca merdiven inip çıkmaya hazırlık gitmek gerekiyor.
Şelaleye indiğinizde size farklı rotalar sunuluyor.
İsterseniz ana şelaleyi görüp çıkış tabelasını takip edip gidebileceğiniz gibi dilerseniz Küçük Şelale, Nilüferli Şelale, Bitki Tüneli gibi alternatif rotaları da takip edebilirsiniz.
Gezenti Tosbik Bitki Tüneli rotasında.
Çocuklarla gezmek genel anlamda mümkün; ancak özellikle şelale inişinde merdivenler sürekli dönüyor ve kenarlarında korkuluk gibi bir koruma yok. Orman içinde de patikalar dar, aşağısı uçurum olduğu için çocuğunuzu gözünüzün önünden ayırmayın.
Nilüferli Şelale yakınlarından bir manzara.
Tabi mevsim itibariyle nilüfer görmek mümkün olmadı.
Gezinin en keyifli kısımlarından biri ise Küçük Şelale rotasının sonunda yer alan Osmanlı Kahvesi'nde verilecek mola.
Şimdi bir dakikalığına gözlerinizi kapatıp şu ağaçların arkasında görünen yerde oturup çayınızı kahvenizi yudumladığınızı hayal edin. Fonda da şelalenin sesi..
Karşınızda şöyle bir manzara..
Masanızda otururken ziyaretinize gelen bazı minik arkadaşlar olabilir.
Cafenin fiyatları çok ucuz değil; ancak böyle bir yer için genel servis kalitesi de eklenince makul.
Hele ki Manavgat Şelalesindeki soygun ile karşılaştırınca çok makul.
Tüm bu özellikleriyle ile bizim çok keyif aldığımız bir rota oldu Kurşunlu Şelalesi.
Hem şelaleyi izledik, hem doğa yürüyüşü yaptık.
Çocuklar için de farklı bitki türlerini görmeleri, suyun farklı formlarını tanımaları açısından çok öğretici bir yer.
29 Haziran 2018 Cuma
Manavgat Şelalesi, Antalya
Manavgat Şelalesi sanırım coğrafya kitaplarında adına en sık rastladığımız şelale.
Bizim içinse Antalya gezimizin en büyük hayal kırıklığı olarak kalacak.
Şöyle ki Antalya merkezden kilometlerce yolu bu şelaleyi görmek için gittik; ancak görebildiğimiz şey doğanın tahribatı ve yerli turistin "kazıklanması" oldu.
Manavgat Şelalesine giriş ücreti kişi başı 6 TL.
5 Temmuz 2018 Perşembe
Alanya Kalesi, Antalya
Tatilimizde Antalya'da konakladığımız için Alanya'ya gitmek gibi bir planımız yoktu aslında.
Her şey hadi Manavgat Şelalesini görelim diyerek yola çıkmamızla başladı.
Şelaleye gidince öyle bir hayal kırıklığı yaşadık ki; ancak 10 dakika falan durabildik.
Buraya kadar gelmişken zaten Alanya'ya da 1 saat kaldı hadi gidelim diyerek yola devam ettik.
Sahil boyunca sıralanmış otelleri aşarak Alanya'ya ulaştığımızda böyle şahane bir manzara karşıladı bizi.
Vaktimiz kısıtlı olduğu için biz rotayı direk Alanya Kalesine çevirdik.
Kartpostallarda sıkça gördüğümüz Alanya Kalesi, şehir manzarasını en iyi görebileceğiniz yerlerden.
Kültür Bakanlığına bağlı bir açık hava müzesi olan kaleye giriş ücreti 15 TL. Müzekart ile ücretsiz girebiliyorsunuz. Kalenin girişine kadar giderseniz 5 TL de otopark ücreti talep ediyorlar. 100 metre aşağıdaki restoranların yanına park ederseniz ücretsiz.
Tarihi Hellenistik döneme kadar uzanan kale bugünkü ihtişamına Selçuklu döneminde kavuşmuş. Toplamda 6.5 km'ye varan sur uzunluğuna sahip. Üstteki fotoğrafta görünen Kızıl Kule ise Alanya'nın ikonik yapılarından.
Kale içinde o dönemden kalmış su sarnıçları var.
Açıkçası müze kısmının zaten içinden tırmanarak geçtiğiniz kısımdan çok da büyük bir farkı yok. Giriş ücreti vermek istemeyenler, kale beni cezbetmiyor diyenler için de manzarayı izleyerek keyifli vakit geçirebileceğiniz yerler var.
Yol boyunca çeşitli seyir noktaları var. Yol müsait olduğu taktirde arabanızı park edip manzaranın tadını çıkartabilirsiniz.
Diğer bir tercih de yol kenarında yer alan manzaralı restoranlarda oturmak.
Bizim tercihimiz Maldan Restaurant oldu, ve çok memnun ayrıldık.
15.00 gibi geç bir saatte gitmemize rağmen uzun uzun oturabilmek için kahvaltı yaptık.
Kişi başı 30 TL'ye muazzam bir Hatay kahvaltısı vardı.
Özellikle ceviz reçelleri muhteşemdi.
Alanya manzarasına rakip olabilecek tek manzara.
Çayın arkasında görünen pişi manzarası :)
Ve karşınızdaki manzara.
Korsan gemisi görünümlü tur teknelerinin de apayrı bir hava kattığını belirtmek gerek.
İnsanı alıp adeta geçmişte kaledeki hayata götürüyorlar.
Bu da 3 günlük kısa tatilimize sığdırdığımız kısacık bir Alanya gezisi oldu.
Antalya'da görebildiğimiz diğer yerler ile ilgili yazılara buradan ulaşabilirsiniz.
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Adanus Börekçisi, Ankara
Madem Ankara'ya geri döndük; o zaman Antalya yazılarına biraz ara vererek, Ankara'daki son keşiflerden bahsetme zamanı da gelmiş demektir. Hem de tam da videodaki gibi dumanı üstünde olanlardan!
Ankara'daki yeme- içme hesaplarını takip edenlerin çok iyi bileceği gibi, bu hesaplarda sık sık "Ahh Ankara'da tam anlamıyla güzel bir börekçi bulamadık" şeklinde serzenişlerde bulunulur.
20 Ocak 2017 Cuma
Fethiye, Kayaköy, Ölüdeniz
Bu yazıyı daha önce Laf Salatası isimli bloğumda yayınlamıştım. O blog silinse de gezi yazılarımı arşivlemek istediğim için buraya da ekledim. Bu notu gördüğünüz yazılar eski yazılarım.
Diyelim Marmaris'ten sıkıldınız, gelmişken nereye gitsek dediniz; öyleyse buyrun Fethiye'ye.Fethiye Muğla arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer Marmaris'te kalıyorsanız günübirlik gidip gelebilir, ya da Marmaris, Fethiye, Antalya gibi bir gezi programı düzenleyebilirsiniz.Fethiye denince ilk akla gelen Ölüdeniz. Ölüdeniz Tabiat Parkı'na giriş ücretli. İster yaya girin, ister araçla fark etmiyor, yine ücretli:) Plajdaki şezlong, şemsiye gibi muhtemel ihtiyaçlarınız da ücretli. Parça başı 5 lira. Kalabalık bir aile giderseniz 100 lirayı orda bırakmanız muhtemel olduğundan, kendi şemsiyesiniz varsa götürün derim:) Onun dışında, içerideki duşlar, wc soyunma kabinleri gayet temiz. Bir de restoran var. Biz orda yemek yemedik ama fiyatları genel olarak uygundu.
Ölüdeniz ise adı gibi durgun bir deniz. Denizde yüzmek ayrı, şezlongunuza uzanıp turkuaz denizi, yemyeşil ağaçları ve de gökyüzündeki paraşütleri izlemek ayrı bir keyif. Bazen denizin dışında olmak daha keyifli olabiliyor:) Parka girerken telefonu arabada unuttuğumuz için Ölüdeniz'den çok fazla fotoğraf yok. Benim makinemle çekilenlerin çoğunda ise ben olduğum için onları göremiyorsunuz malesef:)Zaten Ölüdeniz bildiğiniz Ölüdeniz canım! Benim asıl anlatmak istediğim yer, son yıllarda turist akınına uğrayan Kayaköy.Ben bu köyün adını ilk kez üniversitenin ilk yılında tarih hocamız Kanatsız Kuşlar kitabından bahsederken duymuştum. Yazarın kitabındaki Eskibahçe'nin ilham kaynağının bu köy olduğu belirtiliyor. Üstünden kaç sene geçmiş, ben kitabı daha yeni okuyorum.Kayaköy Fethiye'nin 8 km. kadar güneyinde. Köye giden iki yol var. Birincisi, Fethiye kalesinin arkasından güneye doğru inen 7 km'lik orman yolu, diğeri ise Hisarönü Köyünden devam eden 1 km'lik yol. Konu ile ilgili araştırma yaptığımda sit alanına girişin ücretli olduğunu söyleyen bazı siteler gördüm, fakat çoğunun üzerinden yıllar geçmiş. Bizden kimse para istemediğine göre muhtemelen artık ücretsizdir:)Şehir, 18. yüzyılda Karmylassos olarak bilinen antik şehrin kalıntıları üzerine kurulmuş. 1923'de Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan mübadele dolayısıyla bölgede yaşayan Rumlar burayı terk etmeye zorlanmış. Yıllarca o topraklarda yaşayan insanların iç burkan göç hikayelerini birçok yerde okuyuyoruz, duyuyoruz. Kayaköy'ü gezerken o okuduklarınızı gerçek anlamda hissediyorsunuz. Göçün arkasındaki derin manalara kavramaya bir adım daha yaklaşıyorsunuz.
1956 Fethiye depreminde binalar hasar almış, ama bir çoğu hala ayakta. Çatıları, kapıları, pencereleri ve en önemlisi sahipleri yok.Gün batımında gitmenin faydaları; böyle kareler yakalayabiliyorsunuz. Ancak gün batımıyla birlikte şehri gezerken daha fazla hüzünleniyor insan. Çok yakın geçmişte yaşanmış bir göç bir kere. Evlerin çoğu hala ayakta, sokaklardan her an çocuklar çıkacakmış, yaşlı bir teyze çıkıp hadi içeri buyrun diyecekmiş hissine kapılmak kaçınılmaz. Ve hayal ettiklerinizin gerçekleşemeyeceğini idrak edince de derin bir hüzün oturuyor içinize.Buradaki insanlar nasıl yaşıyordu acaba diye düşüncelere dalıyorsunuz.Mesela bu kilisede kimler evlenmiş, ayinler nasılmış?Köyde aşağı ve yukarı kilise olmak üzere iki tane kilise var. Bu yukarı kilise, içindeki freskler, resimler kazınmış olmasına rağmen hala sizi o günlere götürebiliyor.Kilisenin bahçesindeki bu muhteşem mozaiğin üzerinden kimler geçmiş, şimdi nerede o insanlar diye merak etmeden yapamıyorsunuz. Bir de 18. yüzyıldan kalma aşağı kilise var. O daha iyi korunmuş durumda. Köye farklı birkaç giriş olduğu için, yolunuzun üzerindekileri görüp diğerlerini kaçırabiliyorsunuz. Biraz fazlaca vakit ayırıp her yeri görmekte fayda var.Kiliseden köyün görünüşü.18. yüzyıldan kalan okul binası..17. yüzyıla ait bir şapel. Buradaki binaların pencereleri var; sanırım restorasyonu yapılan binalar arasındalar. 90lı yıllarda aşağı kilise ve bazı binalar hükümet ve de gönüllü kişiler tarafından restore edilmiş ama burada yaşamış insanların anısına restorasyon bütün binalara uygulanmamış.Son olarak, bugün elimizde kalan ise "Zamanın Durduğu Yer: Kayaköy". Bu isimde bir belgesel varmış, bulursak izleyelim, izlettirelim.Sevgiyle kalın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)